amaç.

bazen hayatta amaçlarım olduğunu düşünüyorum. büyük ya da küçük hiç fark etmeden bir şeyleri beklediğimi, bir şeyler için uğraştığımı fark diyorum. bizi ayakta tutan şeylerden bahsediyorum. bir şekilde hayata bir yerden dokunduğumuzu sanıyorum. bazen amaçlarım/yaptıklarım çok anlamlı geliyor.

kendimden çok fazla verim aldığıma inanıyorum. hatta motivasyonum öyle güzel oluyor ki uyandıp kendime geldiğimde BEN UYANDIM BEN diye tüm dünya’ya haber salasım geliyor. çünkü ne bileyim kendimi seviyorum ve o gün hayatlarına dokunacağım insanlar olacak. hepimiz her gün insanların hayatlarına dokunuyoruz. bazen iyi bazen de sanki her şeyden daha kötü bir şekilde. birinin hayatına dokunabilmek çok tehlikeli aslında. eskiden sadece çocuk büyütmenin çok tehlikeli olduğunu düşünürdüm ama şimdi herhangi bir iletişimin, herhangi bir bağın çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum. çünkü söylediğiniz tek bir kelime ile her şeyi yıkabilirsiniz. bunun sorumluluğunu yaşamak çok zor ve bu sorumluluktan kurtulma şansınız yok.

her neyse işte bu amaçlar bizi ayakta tutan şeyler. bizi motive eden şeyler. hayatımıza dokunmamıza ve ona şekil vermemize yarayan şeyler ama bazen amaçlarım o kadar anlamsız ve sonu gelmeyen bir kavram ki bunu aşamıyorum. hiçbir şey dört dörtlük olamaz mottosunu beynimize o kadar kazıdık ki bu yüzden her istediğimiz asla tam olmuyor bu hayatta. belki de istediklerimize değil yapabileceklerimize yönelmeliyiz. çünkü her istediğimize ulaşabileceğimizi sanmıyorum bu yüzden de hiçbir şey tam olarak dört dörtlük olamıyor. ama eğer sınırımızı bilip o sınıra ulaşabilirsek her şey tam olabilirmiş gibi geliyor. tabi bu hayatta kim sınırlarla sınırlandırabiliyor kendini orası da tartışılır.

amaç olmadan yaşamanın hiçbir anlamı yok. eğer bir amacınız yoksa yaptığınız her eylem işkenceden de beter bir hale geliyor. kendinize bile ilgi gösteremiyorsunuz çünkü bununla ilişkili bir amacınız yok. bu şekilde sağlıklı da kalamazsınız. olayın derininde aslında varoluşsal sebepleri aramak yatıyor. bu konuya hangi pencereden baktığınız önemli. ölmek için mi yaşıyorsunuz, çevreniz için mi yoksa kendiniz için mi? ya da cennete gitmek için mi? bir şeyleri umursamadan yaşamak diye bir şey yok, umursamak da bir bakıma sizi amaçlara götürür ama işte dediğim gibi bazen bir uyanırsınız sanki karadelik sizi içine çekmeye başlamış da etrafta kocaman karanlık, uzaklarda ise renkli ve gittikçe anlamsızlaşmaya başlayan izler varmış gibi hissedersiniz. o noktada duygularımızı görmezden gelebileceğimize inanmıyorum çünkü bildiğiniz tüm doğrular, tüm denklemler sanki hiç bilmediğiniz ve asla çözemeyeceğiniz bir dile dönüşüyormuş gibi oluyor. o yüzden içgüdüsel olarak kendi özünüze ve orantılı olarak duygularınıza yöneliyorsunuz. insan o an intihar etmekte çok haklı gibi geliyor ama işte çoğumuzun bunu yapmıyor olmasının sebebi az önce söylediğim gibi bu hayatta hiçbir şeyi umursamadan yaşamak diye bir şey yok aslında. illa ki buluyoruz kendimize bahaneler. o bahanelere ulaşmak için de ufak bir çaba gerekiyor karadelikten çıkabilmek adına. bir adım atabilen bir adım daha atabileceğini görüyor ve alışkanlığa dönüşüp buna devam ediyoruz. çıkmaya yakın renkler çoğalıyor, izler artıyor ve başka dünyaları görüyoruz onlara yaklaştıkça yine beynimize kodladığımız şeyler yüzünden memnun kalmıyoruz, şüphelere düşüyoruz, bildiğiniz denklemler geri geliyor; uyuşmayan şeyleri görüyoruz kısa bir bocalamadan sonra yine her şey kendini tekrar ediyor.

bazen büyüdüğümüzü, değiştiğimizi söylüyoruz ya işte bana bazen aslında hep aynı döngüyü farklı renklerle yaşıyormuşuz gibi geliyor. minik değişikler olunca ilerlediğimizi düşünüyoruz ama aslında doğduğumuzdan beri hamster oyuncakları gibi aynı halkanın için dönüp duruyoruz. belki kendimizi, kendi hızımızı aştığımızda oradan kurtulabiliriz gibi teoride. ama insan kendi vücudunun en uç noktasına dokunamaz çünkü en uca dokunduğunuzda vücudunuzun en uç noktasını değiştirmiş olursunuz ve bu döngü sürekli böyle devam eder. yani aslında pratikte kendinizi asla aşamazsınız. ama işte her zaman derim ki hiçbir şeyin değişmeyeceğini bildiğiniz zaman beyninizde kodlanmış olan bir mesaj belirir: belki bir umut.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.