kaburga.

ben insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini düşünmüşümdür hep.
sanki bir şeyleri kaybediyormuşuz gibi gelir.
kırk kere aramak, elli kere aynı soruyu sormak, ısrar etmek, aynı tavırla iletişime devam etmek mesela.
olumlama yapılmaya çalışılsa da aslında olumsuzlaşma ihtimali artıyor gibi geliyor.
insanı boş vermeye yaklaştırıyor.

kötü bir olayın ardından bir ya da iki kere aranmak o olayı yeniden gözden geçirmenize, ileriyi merak etmeye, sizi yeni davranışlara yöneltmeye neden olur. bu yüzden de sizi sağlıklı düşündürmesi daha ihtimaldir ama telefonunuzun dakika bir yeniden çalması, 5 dakika bakmadığınızda aynı kişiden bir sürü kişiden bildirimlere boğuldunuzu görmek sizi olaydan tamamen uzaklaştırmaya yeterlidir. merak duygunuz azalır çünkü o an bin kere aranıyor olmanız karşınızdakinin sadece o telefonu açmanızı istemesinden kaynaklıdır. aklı yerinde olan kişiler sizi cevap vermediğinizde bin kere aramayacaktır, aklınızda bulunsun. merak etmek, olayı düşünmek yerine tamamen olaydan kurtulmak istersiniz. acaba ne zaman son bulacak diye artık son bulsun diyerek kafanızı dağıtmaya çalışırsınız ve ileride de konuyu çözümleme isteğiniz git gide azalır.

aslında her şeyin en başında elinizde bembeyaz, temiz, parlayan bir kartopu vardır. bu kartopu yaşanan olayı temsil eder. daha sonrasında aramalar, mesajlar, darlamalar, zorbalıklar, tripler, bağırışlar bu kartopuna vurulan darbelerdir. elinizde gittikçe eriyor, sürekli ayak izleri bırakılacak şekilde eziliyor ve siz şekil verdikçe daha da bulamaç haline geliyor. en sonunda vazgeçmeye başlıyorsunuz ve kartopunuz kir içinde erirken sulu bir çamura dönüşüyor. bu sulu çamur olayın en zorlu, çirkin yerini temsil ediyor ve sizin artık tek dilediğiniz suyun buharlaşıp elinizde kuru bir toprağın kalması. çünkü anca kurursa ondan kurtulabilirsiniz. diğer türlü her düzeltmeye çalıştığınızda o çamur her yerinize bulaşacaktır bunu bilirsiniz. bu yüzden kökten çözüm her zaman daha iyi ve kolay gelir gözümüze.

ya da başka bir nokta: bir insanın hatasını onlarca kez yüzüne vurduğunuzda değişen tek şey artık karşınızdaki insanın bu konuyu artık eskisi kadar umursamıyor oluşudur. çünkü beyin bir süre sonra onu alışılmışlığa atıyor ve kendini fazla yormamak için hep geçiştiriyor. hatta bana kalırsa o insanın o hatayı tekrar yapmasını bile tetikliyor olabilir. zorbalık, ısrar, korkutma, darlama insanı daha da tehlikeye sokar ya da başka bir bakış açısına yönelirsek o konuyu öyle bir kafasına takar ki onun üzerinden kafasında bin tane senaryo kurar ve bunun üzerine ileriye yönelik bazı hareketlerini de kısıtlamaya gidebilir. sağlıklı düşünemeyebilir. insanlar hata yaparlar, insanlar çok hata yaparlar. siz de insansınız, siz de yapıyorsunuz. kimseden üstün değilsiniz. kimseye ikili ilişkilerde patronluk taslamaya gerek yok. kimsenin patrona ihtiyacı yok.

konunun illa karanlık olmasına gerek yok. bir insanın damarına güzel şeyler söyleyerek de basabilirsiniz. mesela tüm bu yaptıklarınızı onu çok sevdiğiniz, çok değer verdiğiniz için yaptığınızı söylemeniz yeterli. insan psikolojisi baskıyı bir noktada kaldıramaz ve işte o kaldıramayış vazgeçiş yoluna açılır. o yol açıldığı zaman sizin onu sevmeniz bile rahatsız bir duyguya dönüşebilir. acaba bir sonraki hangi olay sizi çok sevdiği için olacak? ya da bunun bir karşılığı mı olacak? minnet mi duymalı acaba? ya da zaten sizi çok sevdiği için artık yaptıkları önemsizleşmeli mi? çok soru kafa yorar, bir süre sonra her bir sorudan vazgeçilir.

çok değer verdiğiniz bir kişinin size ilk kez hakaret ettiğine şahit oldunuz. dünyanız sarsıldı, hak etmediniz bunu. moraliniz bozuldu. konduramadınız bunu hem ona hem ilişkinize. oldu ki bir daha hakaret etmesine izin verdiniz, ki bu noktadan sonra sayının hızla artmasına da yol açmış oldunuz ve daha fazlalarını daha sıklıkla duymaya başladınız. artık sizin için alışılmış noktaya geldi. belki de artık görmüyor, duymuyorsunuz bile. bakın yine bir şeyler azaldı. ya gerçekliğiniz azaldı ya da günü geldiği zaman karşınızdakine tutunabilme inancınız azaldı. bu yüzden ya siz git gide bitersiniz ya da karşınızdakinden vazgeçmeye başlarsınız.

neden biliyor musunuz? çünkü insan kendini tehlikede hissettiğinde, korktuğunda ya da kendine tutunması gerektiğini anladığını zaman önce etrafındakilerden başlar vazgeçmeye. çünkü sağlıklı bir insanın en çok kendisine inancı vardır bu yüzden önce dış katmanlardan başlar kendi güvenliğini arttırmaya. umarım kimsenin hayatından, insanın kendine inancını sarsmaya çalıştığınızı hissettirdiğiniz için çıkarılmazsınız…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.