kaburga.

ben insanların damarına basıldığında bir şeylerin eksildiğini düşünmüşümdür hep.
sanki bir şeyleri kaybediyormuşuz gibi gelir.
kırk kere aramak, elli kere aynı soruyu sormak, ısrar etmek, aynı tavırla iletişime devam etmek mesela.
olumlama yapılmaya çalışılsa da aslında olumsuzlaşma ihtimali artıyor gibi geliyor.
insanı boş vermeye yaklaştırıyor.

Okumaya devam et “kaburga.”

komple.

birini olduğu gibi kabullenmek çok zor. hayatımıza, HEPİMİZİN hayatına bir ton insan girip çıkıyor ve artık o kadar çok insanla muhatap oluyoruz ki sayısını aklımızda tutmak gibi bir şansımız olmuyor. bazılarını unutuyoruz. olayı hatırlarken o olayı yaşadığımız insanı unutuyoruz. 
“kimdi ya bu?” 

Okumaya devam et “komple.”

tuz?

insanlar yemek gibidir. dışarıdan baktığında içinde ne olduğunu anlamayabilirsin. tadına baktıkça, yani onu tanıdıkça anlayabilirsin. bu yüzden bazı insanlar canımızı çok acıtır ya da bazı insanlar da bir o kadar tatlı gelir bize. ilk tattığında gayet güzel gelirken, üçüncü kaşıkta ağzını komple yakabilir. çünkü öyleyiz, her günümüz, her tepkimiz bir değil. bazen tuzu fazla kaçmıştır ya da sen sadece tuzun olduğu yere denk gelmişsindir. bu demek değildir ki bu insan çok tuzludur ya da hiç tuzu yoktur. 

Okumaya devam et “tuz?”

deep.

sürekli bıktım diyoruz, istemiyorum diyoruz, beklemekten sıkıldım diyoruz ve o hisleri gerçekten tam anlamıyla hissettiğimizi düşünüyoruz. bıktım ve bitsin artık. istemiyorum çünkü gerçekten istemiyorum. beklemekten sıkıldım çünkü çok uzun zamandır bekliyorum. bu yüzden bu duygular artık son bulmalı diye düşünüp isyan ediyoruz her fırsatta. bu kötü hissettiren duyguları tamamiyle yaşadığımızı düşündüğümüzde bunun bir ödülü olması gerektiğini düşünüyoruz ve artık o duyguyu yaşamayı hak etmiyoruz gibi geliyor. 

Okumaya devam et “deep.”

bilinmez.

kendimizi herkese sevdiremeyiz. bunu kabullendik diyelim. peki kimlerin bizi sevmesini önemsemeliyiz?
bizi sevenler mi daha önemli yoksa bizim sevdiklerimiz mi? 

biri bir ışık yaktı diyelim, hevesliyiz. biz ona ısındık. o da bizi sevsin diye olduğumuz kişinin bir-iki tık üstüne çıkmalı mıyız yoksa olduğumuz kişi mi olmalıyız? demek istediğim şey ona hep rol yapalım da bizi sevsin değil. onun da aklında “acaba mı?” ihtimalini oluşturabilmek adına, yani kendimize bir yol ayırabilmesi adına birazcık şekilden şekile girilmeli mi? 

Okumaya devam et “bilinmez.”