bilinmez.

kendimizi herkese sevdiremeyiz. bunu kabullendik diyelim. peki kimlerin bizi sevmesini önemsemeliyiz?
bizi sevenler mi daha önemli yoksa bizim sevdiklerimiz mi? 

biri bir ışık yaktı diyelim, hevesliyiz. biz ona ısındık. o da bizi sevsin diye olduğumuz kişinin bir-iki tık üstüne çıkmalı mıyız yoksa olduğumuz kişi mi olmalıyız? demek istediğim şey ona hep rol yapalım da bizi sevsin değil. onun da aklında “acaba mı?” ihtimalini oluşturabilmek adına, yani kendimize bir yol ayırabilmesi adına birazcık şekilden şekile girilmeli mi? 

Okumaya devam et “bilinmez.”

his?

neyi, nasıl hissettiğimi bilmiyorum. sadece 1 hissim var, ara ara bir tık yükseliyor/alçalıyor gibi.

birini özlemek neydi bilmiyorum ya da güldüğüm zamanlar mutlu olduğum zamanlar mı bilmiyorum. eğer öyleyse, mutluluk o kadar kısa süren bir şeyse biz bunun için mi uğraşıyoruz?

Okumaya devam et “his?”

doğruluktaki yanlışlık.

neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremiyorum. eskilerde her şey daha netti. ya yanlıştı ya da doğru. ayakkabın pembeydi mesela. şimdi ise pembe değil,  vişne çürüğü, koyu pembe, çingene pembesi ya da toz pembe.

mesela normalde elma sevmediğinizi düşünün ama elmalı salata yediğinizde çok beğenebilirsiniz. yani sonuç olarak elmayı seviyor musunuz sevmiyor musunuz bunun cevabı asla net değil.

Okumaya devam et “doğruluktaki yanlışlık.”